BEYRUT NOTLARI

07:31

ANLAT BEYRUT



Nasıl gidilir? 
Türkiye ile Lübnan arasında 10 Şubat tarihinden itibaren, vize uygulaması kaldırıldı. Yani artık vize derdiyle uğraşmadan rahatlıkla iki ülke arasında, sadece pasaportunuz ile gidiş geliş yapma imkanına sahibiz. İstanbul’dan Beyrut’a ulaşmak, uçak yolculuğu ile 1 saat 20 dakika sürüyor. Havaalanının “Downtown”a uzaklığı ise sadece 15 dakika!


Her şey, Nisan ayında internette seyahat ile ilgili alternatif haberler ararken başladı. Ne zamandır görmek istediğim Beyrut, hem de bir fotoğraf turu haberi ile karşımda duruyordu. Haberdeki linki tıkladım. “İyi ama bu bir acente… Ben gideceğim her seyahate alır başımı kendim giderim” derken, sitedeki şu cümle dikkatimi çekti:

“Gittiğimiz yerleri sadece görmek değil yaşamak” anlayışıyla yola çıkan DO!BREAK; San Fermin, La Tomatina gibi yerel festivallerden Rock Werchter, Sensation White gibi müzik etkinliklerine, şarap gezilerinden Oktoberfest'e birbirinden keyifli ve renkli programlarla iz bırakan deneyimler yaşatıyor.

Daha da önemlisi Do!Break’in bu seyahati, National Geographic Türkiye editörlerinden Kemal Nuraydın liderliğinde düzenliyor oluşuydu. Evet, kararımı vermiştim. Ve ben de artık bir “tur turistiydim”.
Ama nasıl?


Yakın yaşlarda, birbirini hiç tanımayan 10 kişi (gerçi, 5’imiz twitter’dan tanışıyorduk ama daha önce hiç yüz yüze gelmemiştik) ve Fotoğraf Liderimiz Kemal Nuraydın ile tur sabahı, Atatürk Havalimanı’nda buluştuk. Middle East Havayolları’nın konforlu yolculuğu ile Beyrut’a sorunsuz bir şekilde inip hayatımda gördüğüm en şeker ve bilgili yerel rehberlerden biri olan Barbara ile buluşarak, klimalı bir araçla Beyrut’un oteller bölgesi olarak kabul edilen “Ras Beyrut” semtindeki otelimize doğru yola çıkıyoruz.


Lübnan tarihinin en yıkıcı trajedisi ise 1975 ile 1990 arasında yaşanan iç savaş. Ateşkes yapıldıktan sonra ise bir anda Refik Hariri isminde multi-milyarder bir adam ortaya çıkıyor. 1992’de başbakanlık koltuğuna oturduktan sonra, Lübnan’ı adeta baştan yaratıyor. Hatta yapılan imar çalışmalarından sonra Beyrut kimilerince Haririgrad olarak anılmaya başlıyor. Gerek dünyanın en zengin adamlarından biri olması nedeniyle, gerek ailevi ilişkileri nedeniyle Lübnan’a çok büyük yabancı yatırımlar çekiyor. Ancak başbakanlığı bıraktıktan sonra 1 yıl sonra, 2005 yılında, tam da favori olduğu genel seçimlerden önce Beyrut’ta 1 Ton TNT ile aşırı sağcı milislerce, trajik bir suikaste kurban gidiyor.

Savaşın izlerini halen tam kalbinde taşıyan hüzün sarısı binaların arasından, masmavi denizi de sağımıza alarak otelimize ulaşıyoruz. Otelimiz merkezi bir konumda ama Beyrut’ta hangi semtte kaldığınızın ulaşım açısından pek bir önemi yok. Çünkü Beyrut’taki tek toplu ulaşım taksi! Hiç bir taksi de taksimetre bulunmadığı gibi sıkı pazarlık yaparsanız, kentin hemen her yerine 10 Dolar ya da 15 Lübnan Lira’sına kolaylıkla gidebiliyorsunuz.

Kulağımda Fairuz, fonda Beyrut....
Tanrım beni baştan yarat! Beyrut ile ilgili ilk izlenimim bu… Bir kent küllerinden nasıl bu kadar güzel yeniden doğar? Eski nasıl bu kadar titizlikle röneve edilirken, yeni nasıl olur da bu kadar eskiye ahenkli inşa edilir? Şehir tasarımcılığı diye bir şey varsa eğer Beyrut bu tanımdan fazlası ile faydalanmış. Otele yerleşip kısa sürede kendimizi büyüleyici Beyrut sokaklarına atıyoruz. Fotoğraflanacak ne çok kare var… Beyrut öyle bir sentez ki, “ne kadar sakin bir meydan, nerede bu insanlar” diye düşündüğünüz bir sırada, köşeyi döndüğünüz anda kendinizi çılgın bir kalabalığın ortasında bulabiliyorsunuz. Ya da kulağınızdaki kilise çanının heybeti henüz bitmeden, bir adım atmanızla Ezan sesinin müthiş huzuru içinizi kaplıyor. Daha 1 saatiniz dolmamışken bu şehrin her yerini görmek, en ücra sokaklarını bile keşfetmek arzusuna kapılıyorsunuz. İşte burası Beyrut. Her sokağın ayrı bir hikayesi var... Defalarca yıkılmış, defalarca yeniden ayağa kalkmış. Üstelik artık tüm bu acılardan derslerini çok iyi almış görünüyor. Bir yandan kurşun ve şarapnel izlerini göğsünde taşıyan bir açık hava sineması, beri yanda dünyanın en iyi banka ve mağaza merkezlerinin oluşturduğu dev gökdelen ve lüks recidence’lar; bünyede tuhaf bir ironi yaratıyor. Semtler, tepeler, meydanlar…

Beyrut’un her semti keşfe değer 

Ama özellikle sahil boyunca uzanan Raouche semti, en popüler yerleşim alanlarından. Kıyıda yer alan Güvercin Kayaları, Beyrut'un ve tabi fotoğrafçıların simgesi. Yine bu semtteki Corniche olağanüstü manzarasıyla dikkat çekici. Kuzey’de kalan Junieh, görülmeye değer yerlerden bir başkası. Yeni gelişen, son zamanlarda yaz-kış tercih edilen lüks bir semt Junieh. Junieh sahilin hemen yanı başına kurulu teleferikle Harissa Tepesi'ne çıkabilirsiniz. Manzara gerçekten büyüleyici. Teleferik otoyolun hemen altından başlıyor ve üstünden aşıp, apartmanların arasından hatta balkonları kenarından geçip yukarıya çıkıyor. En tepeye vardığımızda ise sizi dev bir Meryem Ana heykeli ve bir kilise karşılıyor.

Beyrut, dünyanın “yeni 7 yeni harikası adayı”nı 

gururla sunar: Jetta Grotto Mağarası! 
En son ne zaman bir doğa olayı karşısında bu kadar etkilenmiştim, en son ne zaman Tanrı’nın elini bu kadar yakınımda hissetmiştim hatırlamıyorum. Ama Beyrut’un biraz dışında yer alan Jeita Grotto Mağarası, dünyanın şu andaki en önemli birkaç doğal harikasından biri. Dağların altında 6 kilometre boyunca uzayan dev mağara 2 katlı! Alt katı özellikle kışın yükselen su seviyesi nedeniyle bazen ziyaretçilere kapanabiliyor. Uygun dönemlerde ise ufak sandallarla mağarayı gezebiliyorsunuz. O 10 dakikalı yolculukta tek düşündüğünüz bir yaratıcının gerçekten var olduğu… Yüzlerce metrelik dikitler ve sarkıtlarıyla insanı büyüleyen 2. katı ise yürüyerek geziliyor. İç savaş süresince Hıristiyanların cephanelik olarak kullandığı mağara, 1995’de Refik Hariri tarafından turizme kazandırılmış.

Beyrut’ta gece hayatı, binbir “gece” masalları… 

Beyrut’un alışveriş ve eğlence hayatı, Downtown ile başlayıp; özellikle gece 1’den sonra başlayan inanılmaz temposu ile eski semt Hamra ve barlar sokağı olarak adlandırabileceğim Gemmayze semtine kadar sürüyor. Gemmayze’deki Rue Gouraud ve yakınındaki Rue Monot gece hayatının önemli merkezlerinden. 3 katlı Budha Bar, yazları açılan Sky Bar ve her daim dolu olan Musichall, en popüler gece kuşu mekanlarından ve servisleri ile de çok başarılılar.

Lübnan Mutfağı, beni benden aldı. 

Lübnan mutfağı lezzet olarak bize hem çok yakın, hem de inanılmaz derecede yeşillik tükettikleri için maalesef bir o kadar da uzak (keşke Ege dışında, bizim restoranlarımızda da bu kadar çeşit ot servis edilse). Semsek (labneli börek), humus, tabuli (ince bulgurlu maydanoz salatası), nar ekşili zahter salatası, çiğ köfte (bulgurlu veya bulgursuz), patlıcan ezme (közlenmiş), zeytin, deniz ürünleri, kibbe (içli köfte), bin bir meze çeşidinden sadece birkaçı. Arak, bizim rakının biraz daha şekerlisi ve çabuk çarpanı, küçük bardaklarda neden servis edildiğini 2 bardaktan sonra anlamış oluyoruz. Tatlı içinse turun son günü, adeta talan ettiğimiz Sea Sweet bana göre dünyanın en iyi baklavacılarından biri. Downtown’da bulunan 5 katlı çikolatacı Patchi de öyle. Lübnan şaraplarıyla da ünlü.. Kesinlikle denenmeli.

Lübnan bir zamanlar, Ortadoğu'nun en önemli kavşak noktalarından biriydi. Her gün dünyanın dört bin yanına onlarca uçak Beyrut’tan kalkardı. Yıllarca kesintiye uğrayan bu bağlantı imkanı, bugün de yavaş yavaş yeniden şekilleniyor.

Lübnan'ın başlıca deniz limanı olan Beyrut, kayalıklardan ve güneşli plajlardan oluşan uzun bir sahile sahip. Önceleri Orta Doğu'nun Paris'i olarak nitelendirilen kent, 1975 ile 1990 yılları arasında yaşanan Lübnan İç Savaşı'ndan sonra yeniden inşa edilmiş.

You Might Also Like

0 yorum

About me

Like us on Facebook