ortaçağın izinde
Oldum olası sevdim Ortaçağ şehirlerini, kasabalarını... Ne kadar karanlık sırlarla dolu olduğunu bilsem de, tünelin ucundaki ışığı da (Renaissance) bildiğim için hep peşinden gittim karanlığın. O daracık, esrarengiz taş sokaklarda, Engizisyon'dan kaçanların çığlıklarını duydum kimi zaman; kimi zaman da imkansız bir aşk hikayesinin buruk kokusunu aldım... İşte Madrid'e sadece 20 dakika mesafedeki büyüleyici Toledo da bu ortaçağ hikayelerinden belki de en bozulmadan kalmış olanı. Gün ışığına çıkmamış sırları, günahları, yaslı kaldırımları, meydanları, yüzlerce yıllık taşları, evleri, sokakları, pervazları, kiliseleri ile Toledo'yu bu kez benim kalemimle ve benim objektifimle keşfetmeye hazır mısınız?
1987 yılında UNESCO tarafından tümüyle Dünya Kültür Mirasları Listesine alınan kent; her ne kadar Madrid Atoccha istasyonundan yarım saatte bir kalkan hızlı trenler ile gelen günü birlik ziyaretçileri ağırlıyorsa da bence kesinlikle en az 2 gün kalınmayı hak ediyor. Son durakta, yani kentin tek tren istasyonunda inip de hemen önünden kalkan çift katlı şehir turu otobüslerine (sightseen, tam gün 14 euro) bindiğinizde, daha kente giden ilk tepede yukarıdaki muhteşem manzara karşılıyor sizi. Ve bu çift katlı otobüsler burada en az 10 dakika durduğu için bana da denklanşöre basmak düşüyor. Buradan bakınca kentin fiziksel güzelliği, stratejik konumu, dikkat çeken Alkazar ve Toledo Katedrali gibi yapılarının ötesinde beni en çok etkileyen Toledo’nun sanki çok eski zamanlardaki görüntüsünde donup kalmış hissi veren hali...
![]() |
Alcazar Askeri Müzesi
|
![]() |
| Toledo Katedrali |
Toledo sokaklarında kaybolmadan önce, yukarıdaki manzaralarda da dikkatinizi çekmiş olan 2 tane dev yapı var mutlaka gezmeniz gereken. Alcazar Askeri Müzesi ve Toledo Katedrali (Grande Cathedral). İspanya’nın en büyük üçüncü katedrali olan bu gotik mimari şaheserinin yapımı 1226’da başlayıp, tam 266 yıl sürmüş. Mudejar, Barok ve Neoklasik özellikler de taşıyan bu görkemli katedralin içi; korosu, 120 kişilik el yapımı oturma bölümü, hazine bölümü ve Velasquez, Rubens, Goya ve El Greco’nun tablolarıyla görülmeye değer...
Toledo kenti, Ortaçağda Hristiyan, Müslüman ve Yahudi kültürlerinin kaynaştığı bir yer olmuş ve Toledo Katedrali de bu dönemde inşa edilmiş. Aynı yerde daha önce bir Vizigot Katedrali, daha sonra da bir cami varmış. Katedralin La Gorda yani ''Şişman'' adı verilen çanı, tarih boyunca sadece bir kere vurmuş, şehrin bütün camları kırılınca bir daha çalınmamış. Toledo'nun sanatsal anlamdaki çekiciliği sadece kliseleri, katedralleri, sinagogları ve askeri müzesi ile sınırlı değil elbet. İspanya'nın en ünlü ressamlarından biri olarak kabul edilen El Greco; 1600'lerde saray tarafından Toledo Katedrali'nin süslenmnesinde görevlendirilince kente geliyor ve burada hem kente hem de esmer bir İspanyol dilberine aşık olup bir daha kentten ayrılamıyor. Ölene kadar da tüm kenti resimleri, rölyefleri, mozaikleri ve vitrayları ile süslüyor (hey hat, aşk insana neler yaptırıyor).
Bu yüzdendir ki; kentin hemen her yerinde El Greco'nun dokunuşlarını görmek epey heyecanlandırıyor beni. Örneğin El Greco'ya ait ünlü ''Orgaz Kontu'nun Cenaze Töreni'' tablosunu görmek istiyorsanız, Santo Tome Kilisesi atlanılmaması gereken yerlerden. Ressamın Yahudi Mahallesindeki, müzeye dönüştürülen evinde de o zamanın Toledo'sunun tablolarını da görebilirsiniz.
![]() |
| Toledo Katedrali'ne doğru inen dar sokaklar... |
![]() |
| Katedralin bulunduğu Zocodover Meydanı |
Üç büyük dine evsahipliği yapmış Toledo’da, kiliselerin yanısıra, Tornereos ve El Cristo de la Luz adlı iki küçük cami de dimdi ayakta... Camilerin yanında 2 adet sinagogla da beynimdeki çok dinli puzzle tamamlanıyor adeta. Ki bu sinagoglar; İspanya ve Batı Avrupa’nın en eski sinagogu olan 1150 tarihli, tütsü kokulu Santa Maria la Blanco ile 1366 yapımı, içinde İspanya’daki Sefaradları anlatan Sefardi müzesinin bulunduğu Transito Sinagogu. 14. yüzyılda Kral Ferdinand ve Kraliçe İsabella’nın Araplara karşı kazandıkları zaferin şerefine yaptırdıkları San Juan de Los Reyes Manastırını da gezdikten sonra kentin sokaklarında yürümeye koyulabilirim artık...
Aniden bastıran yağmur ve karararn hava ile birlikte günübirlik Toledo'nun tadı damağımda kalıyor. Çünkü ertesi gün Madrid'te başlayacağım seyahat fotoğrafçılığı workshop'u beni bekliyor. Çünkü Toledo'ya doyamayacağımı hesaba katmayarak burada hiç bir otel ya da hostel'de yer ayırtmayı düşünemedim.
![]() |
| Gün batımı evlerine dönmek için tren saatini bekleyen sokak müzisyenleri |

Dönüş vakti gelip çattığında tepeden iniş o kadar kolay oluyor ki... Yamaca inşa edilmiş 7 adet yürüyen merdivenden biri beni hızla şehrin giriş kapılarına indiriyor. Yukarıda şehri gezmek için dolaşan etrafı açık midi treni, ara sokakları gezmek için tasarlanmış bisikletleri, hatta engelliler için yürüyen sandalyelerini asansör sistemi ile içine alan çift katlı otobüsleri gördükten sonra bu sefer de neden bunlar benim şehrimde, İzmirim'de yok diye hayıflanmadan edemiyorum.
Hoşçakal Toledo,
her nerede yaşıyor
ve yaşatılıyorsan...



















2 yorum