Barcelona'nın marjinali:
EL BORN
Sonra ansızın, şehrin girişinde sadece bana özel bir tabela belirir: “Rahatlığın, rose şarabın, karidesin ve şen kahkahaların şehrine hoş geldiniz!” Her gidişimde, ilk kez gidiyormuşçasına heyecanlara sürükleyen Barselona, beni bu kez de yanıltmıyor.
Ilık bir Ocak sabahı ve yine her köşe başında aşıklar cıvıldamakta. Yazın rehavetinden kendine kaçış noktası arayan cilveli kent, 14 Şubat’a hazırlanmakta. Barselona kendine eğlence bulmuş kaçırır mı 14 Şubat’ı?
Eğer bu gezegenin aşıklar kenti Paris’se; “ateşli aşıklar kenti” de Barselona’dır. işte buraya yazıyorum.
El Born'un önlenemez yükselişi
Belki siz de benim gibi birkaç yılda bir belli aralıklarla, bir mabede geri döner gibi, Barselona’ya geri dönenlerdensiniz. Ziyaretimin ikinci sabahı, beş yıl aradan sonra Picasso Müzesi’ne gitmek üzere metroya biniyorum. Bir önceki deneyimimden tedbirliyim. Çünkü Muse de Picasso, tüm zerafetine rağmen, Barselona’nın biraz tehlikeli ama bir o kadar da büyüleyici El Born mahallesinde yer alıyor. Bu nedenle sabahın erken saatlerinde çıkıyorum kaldığım otelden. Ne mutlu ki bana bu seyahatte, kendisi de ismi gibi olan Şölen (Tuncay) eşlik etmekte.
Değişim tematik müzeler ile başladı!
Geçtiğimiz yıllarda Picasso Müzesi’nin hemen yanına açılan Tekstil Müzesi, renkliliği ve coşkusu ile büyük sükse yapmış. Derken, Tekstil Müzesi’nin bahçesine Londralı dahi bir şefin açtığı füzyon restoranı bir anda popüler olmuş ve mahalle canlanmaya, geniş bir entelektüel kitle tarafından ilgi ile takip edilmeye başlanmış. El Born’da yine yakın dönemde açılan minik, tematik müzelerden biri de Kolombiya Sanat Müzesi. Barcelona’da binlerce Kolombiya göçmeninin yaşadığı düşünülürse bu müzenin kurulması hiç de sürpriz değil. Montcada Street, 14, 08003 El Born; en.amigosprecolombino.es/
Santa Maria Del Mar Katedrali
Sadece yarım günümü ayırdığım ve Picasso Müzesi ile sınırlı tutacağım El Born, Barselona’da kaldığım her gün beni kendine çekmeye başlıyor. Gündüz ve gece, ısrarla burada olmak istiyorum. Kah gün geceye dönerken, mahallenin tam ortasında yer alan (Santa Maria Meydanı) asırlık Santa Maria Del Mar Katedrali’nin etrafındaki art-noveu kahvelerden birine oturup görkemli katedral manzarasına karşı rose kadehlerini sıralıyorum; kah ara sokaklardaki keman yapımcılarının, cam atölyelerinin ve tasarımcıların arasında kayboluyorum. Her köşe başında öpüşen sevgililer, sokak pandomimcileri, cafe’lerden ve sokaklardan yükselen Çigan müziği başımı döndürüyor. Evet, buraya sevgili ile gelinmeli… Passeig del Born Eğer Santa Maria Del Mar Katedrali’ni, El Born mahallesinin tam kalbi olarak kabul edersek, mahalleyi Barcelona’ya bağlayan Passeig del Born caddesini de ana damar olarak düşünebiliriz. Trafiğe tamamen kapalı bu alan karşılıklı olarak yerleşmiş butikleri, kitapçıları, tasarımcıları, cam atölyelerini, keman yapımcılarını ve çikolata butiklerini gözünüze sokmadan, karakterize bir doku ile açığa seriyor.
Cal pep’in benzersiz tapas'ları Tapas denilince Barselona'da akla ilk gelen adres kuşkusuz Cal Pep. El Born’un bu küçük restoranı, ününü ünlü yönetmen Copolla'ya borçlu… Barselona’nın en ünlü şeflerinden biri kabul edilen, dünyanın en iyi restoranlarında mutfağı yöneten maestro Cal Pep profesyonel yaşama resti çekerek, El Born’a yerleşiyor ve burada kendi adına tapas bar’ını açıyor. Mönüsü, fiyat tabelası, rezervasyon telefonu yok. Bara oturduğunuz anda, şefin o akşamki moduna göre bir lezzet şöleni başlıyor. Önündeki uzayan kuyruk kesinlikle beklemeye değer. Eğer yaz mevsimindeyseniz espardenyes tatma fırsatını kaçırmayın. Placa de les olles, number 8 El Born; calpep.com
Bir Barca klasiği "Taller de Tapas"
Taller de Tapas aslında ilk kez 2003 yılında Barcelona’nın merkezi kabul edilen Ra Lambra Caddesi’nde açılmış. Bu modern, şık, hızlı ve lezzetli tapasçı zamanla öyle tutulmuş ki, El Born’un popülerleşmesi ile birlikte burada 2. şubeyi açmışlar. Vicky Christina Barcelona filminin ilk restoran sahnesi de işte bu şubede geçiyor. İçeride uzun bir barı ve deniz ürünü ağırlıklı bir mönüsü var. Açıkhava keyfi yapmak isteyenler için dükkanın hemen karşısındaki küçük avluya masalar ve sobalar yerleştirilmiş. Diğer tapasçılara göre az buçuk pahalı ama en azından bir öğle molasında denemeye değer. Argenteria 51 El Born; tallerdetapas.com; +93 265 85 59
El Born’un enerjik gece hayatı
Bu mahallenin 2 ayrı kişiliği var sanki. Biri gün ışığı ile yansıyan mimari doku ve balkonlardan taşan çingene ruhu; diğeri ciddi bir partileme alanı. Gündüz ve gece öylesine güzel birbirine karışıyor ki; eğer benim gibi sabahın erken saatlerinde El Born sokaklarına düştüyseniz, butikleri, müzeleri ve çikolatacıları gezmekten biraz nefesiniz kesilebiliyor. Bunun için bölgenin çok ünlü tapasçılarından birinde, buz gibi bir cava eşliğinde yemek molası vermek; dinlendikten sonra da geceye kaldığınız yerden devam etmek gerek.
Plastic Bar
Yakışıklı bir İspanyol barmenden, kitch bir atmosferde, benzersiz tekila kokteylleri tatmak istiyorsanız doğru yerdesiniz. Burası aynı zamanda kentin şu an en tutulan gece kulübü. Minik bir dans pisti, keyifle içen müşterileri ve 80’lerden başlayarak günümüze ulaşan yetenekli DJ ile kendinizi her gidişinizde özel bir partide hissedebileceğiniz oldukça eğlenceli bir mekan.. Passeig del Born 19 (Metro Jaume I)







1 yorum