Kendi ülkemin turizm anlayışını sıfatlandırırken "kazıklanmak" kelimesini kullanmak biliyorum
son derece utanç verici… Ama durum bu!
Konuyu biraz açayım… Efendim biz bu yaz, 4 kız arkadaş, sırt çantalarımızı ve çekçek’lerimizi yüklenerek (İzmir Yunan Konsolosluğu’ndan shengen’lerimizi de sanılanın aksine hiç bir sorun yaşamadan alarak) soluğu Kuşadası’ndan her gün kalkan Sisam feribotunda aldık. Kendi kendimize, internet üzerindeki www.maps.google.com adresindeki haritadan bir destinasyon oluşturduk… Kalacağımız ilk pansiyonu da yine internetten ayırttık, gerisini de tamamen rüzgarın akışına ve keyfimizin kederine bırakarak, yollara düştük.Bütçelerimizin “kısıtlı” olmasına rağmen; biraz deli cesaretimizden, biraz da sağdan soldan duyduğumuz “adalar’da yeme – içme çok ucuz” efsanelerine güvenerek kendimizi yollara vurduk.Rotamız şöyleydi: Sisam’da 2 gece, oradan Yunanistan’ın inanılmaz gelişmiş olan deniz feribotu ağı ile Naxos Adası… Naxos’ta 2 gece konakladıktan sonra yine Feribot ile komşu ada olan Paros… Paros’ta 3 gece ve en son durak olan Amorgos Adası.Toplam 8 gece 9 gün sürecek olan, bu tamamen “münferit” yolculuğa çıkarken, açıkçası en merak ettiğim şey; göreceğim yerlerden ziyade, cebimizdeki paranın hem konaklamaya, hem kısıtlamasız yeme - içmeye, hem plajlara, hem akşam üzeri içkilerine, hem de ufak tefek hediyelik eşya alışverişine nasıl yeteceğiydi…İnanılmaz ama gerçek, cebimizdeki para her şeye yetti! Gerçi sadece 10’ar euro ile ülkemiz sınırlarına döndük ama ele güne de muhtaç olmadık :) Nasıl mı? Çünkü Yunanistan’da, en lüksünden en salaşına; her hangi bir restoranda, liste fiyatı haricinde bir şey yeme-içme olasılığınız sı-fır! Her hangi bir restoranda “acep ne kadar hesap gelir bize bu yaban ellerde” diye tereddüt etme riskiniz sı-fır! Hiç yer ayırtmadan gittiğiniz bir otelin size indiririm değil de, “bindiri” yapma olasılığı sıfır ötesi sıfır!Çünkü yasalardan ve cezalardan ölesiye korkuyorlar… Çünkü adalarda yaşayan yerli halktan,7’den 70’e herkes turizm konusunda eğitimli… Çünkü bir turist kaybederlerse, bu kaybın onlara bir sonraki sezon en az 10 kişilik bir kayıp olarak döneceğinin bilincindeler. Çünkü hayatlarını turizm yolu ile sağlıyorlar ve sırf bu yüzden ekmek teknelerine ihanet etmek akıllarının ucundan bile geçmiyor! Bu yüzden bütün sokaklar pırıl pırıl, bu yüzden pansiyonlar sakız gibi, bu yüzden tüm restoranlarda yediğiniz her şey çok lezzetli. Düşünsenize, Yorgo’nun denizden yakaladığı balığın, midyenin, kalamarın, ahtopot’un alası benim memleketimde çıkıyor. Ama benim tabağına 25 lira bayıldığım Ege çipurasına Yorgo ile karısı Eleni, sadece 7 EU ödüyor!Sizi bilmem ama ben kendi ülkemin, bahçesine 2 muz ağacı dikilip odasına da anneannem usulü ahşap gardrop konmuş “butik” otellerine, geceliği 300 lira paha biçilmesinden çok sıkıldım… Sizi bilmem ama ben Yuananlı Hristo balıkçısından adam başı 16-17 eu’ya kalkıyorken, ben adam başı 60 TL hesabı “iyi” bulmaktan çok sıkıldım. (Balık restoranlarına da çok kızamıyorum aslında bir zavallı çipura denizden çıkıp onlara gelene kadar kaç kez zamlanıyor kimbilir)Sizi bilmem ama ben yollara tükürenlerden, çöp kutusu nedir bilmeyenlerden, her gelen turisti, her şekilde taciz edenlerden, çok ama çok sıkıldım!
Kendi ülkemde, “tatil” yapamamaktan çok bunaldım!
Derdim budur… Artık anladım ki, dermanım da yoktur!
Dünya denen muhteşem gezeni, ağır ağır, içine çekerek gezen 1 reklam yazarı. Sky Life, Hürriyet Ege ve Travel+Leisure yazarı. Fotoğrafçı çırağı. İflah olmaz kakao avcısı.
1 yorum