Şimdi ben “çikolata çikolata” diye ölüyorum ya her daim. Bilmediğim marka, denemediğim çikolata yok gibi ya, şu memlekette. Son birkaç senedir (aslında üniversite yıllarından beri) ecnebi memleketlerin çikolata stoklarını da eritmeyi görev edinmiştim kendime.
Her gittiğim memlekette, müzeden, restorandan önce o şehrin en iyi çikolata butiklerinin listesini ezberlerdim. Param suyunu çektikçe de sırasıyla kıyın kıyın bakkallara kadar devam ederdi bu stok eritme işi. Bir de oralarda bizdeki gibi “şunun da tadına bakayım, ayy bu neliymiş ver bakayım bir tane de ondan deneyeyim gülüm” hesabı işlemezzz. Manavda satılan karpuzu bile dilim hesabı verdikleri için bir tanecik bile tadacaksanız, parasını sayarsınız kasaya o çikolatanın.
Hal böyleyken Türkiyeli Ülker gitti dünyanın bence ennn iyi butik çikolata markası GODIVA’yı satın aldı. Ahh ne yanılgı! Bilmiyorlar ki başlarına gelecekleri… İşte tam da Ülker’in GODIVA’yı satın almasının üzerinden birkaç ay geçmişti ki, ben bir Miami gezisi programına dahil oldum. Tamamen kendi bütçem ile çıktığım bu zorlu yolculukta ilk hedefim, “ordular ilk hedefiniz Miami Godiva’dır, ileri!” idi tahmin edeceğiniz üzere… Daha önce Manhattan 9. caddedeki butiğini defalarca aşındırmış olan ben, Miami’ye ayak basar basmaz internetten o böldeki GODIVA butiklerinin listesini çıkardım. Ve gördüm ki; gezeceğimiz bölgelerde yer alan pek çok alışveriş merkezinde zaten bir adet Godiva çikolatacısı muhakkak var.
Ve günlerden bir gün alışveriş merkezinin birindeki Godiva’dan içeri daldım.
Tezgahta nasıl şeker, nasıl tonton, nasıl yaşlı bir ihtiyar anlatamam. İyi günler dedim, “ben Godiva markasını satın alan Ülker’in ülkesinden geliyorum, ürünlerinize şöyle bir göz atacağım.” Aslında amacım benim yıllardır hayranı olduğum markayı biz Türkler alınca kalitesinde bir düşme olup olmadığını ölçmek, bu arada da avantadan çikolata yemek...
Adamcağızı aldı mı bir panik havası! Sağa sola debelenip duruyor (sonradan anlıyorum ki, artık İngilizce telaffuzumdan mı, gramerimden mi beni Ülker’e bağlı çalışan uluslararası bir müfettiş zannetmiş)
Derken nasıl oluyorsa 5 dakikaya o bölgedeki mağazaların koordinatörü bir kadın geliyor. O kadar tatlılar, o kadar güler yüzlüler ve o kadar çekiniyorlar ki benden diyemiyorum “hay allah siz beni yanlış anladınız” diye.
Yedim, yedim, yedim!
Kadıncağız bir yandan çalışma sistemlerini anlatıyor, ben bir yandan utanç içinde yeni çıkan ürünleri deniyorum. Yola girmişim bir kere, o an açıklamaya kalksam tutuklanacağım. Ama tabii ki, terbiyeli (!) bi kişi olduğumdan birer birer atıyorum ağzıma, hatta bazılarını almıyorum.
Öte yandan da “hadi bakalım bahar hanım bu işten nasıl sıyrılacaksınız şimdi” diye kara kara düşünüyorum. Oranın kanunları öyle böyle diil yani, en ufak bir şey çaksalar ve polis çağırsalar elin Amerikalarında “çikolata dolandırıcılığından” içeri alınacağım. Hayır oranın “memur bey”lerine de nasıl anlatacaksın “ben alında bir Godiva fanatiğiyim, ülkem Godiva’yı satın aldı, çok bi gururlandık ülkecek, ben de ööle kendi kendime teftişe geldimdi yaniiii” diye.
Neyse sevgili Tonton Tim ve mağazalar koordinatörü Nancy ile öpüşüp helalleşip ayrılıyoruz iş daha fazla büyümeden, kazasız belasız. Gözlemlerime dayanarak raporumun sonucunda da size şu kadarını söyleyebilirim ki Ülker’in ve Türklerin varlığı Godiva’nın marka değerinden, saygınlığından ve lezzetinden en ufak bir şey götürmemiş.
Bu ülkede Ülker markasının seveni de, sevmeyeni de çok, onu da biliyorum, Ancak ne derseniz deyin, vizyonel açıdan GODIVA gibi tüm dünyanın önünde saygıyla eğildiği bir markayı satın almak her baba yiğidin harcı değil.

0 yorum