Karınız kanser olsa onunla dünya turuna çıkar mıydınız?
Mesela Jamaica’da bir şelaleye tırmanır mıydınız?
Geçen yaz, çocukluğumdan beri kurduğum bir hayali daha gerçekleştirdim: Jamaica’ya gittim. Tehlikeli, mehlikeli demeden, sıcağa, uzun yola aldırmadan; aileme, “deli misin ne işin var” diyenlere, ekonomik krize, döviz kuruna meydan okuya okuya soluğu Jamaika’da aldım.
İyi ki de gittim. İyi ki de yaptım.
Ben size Jamaica’da şahit olduğum çok daha farklı, çok daha yürek burkan
ama bir o kadar da “insanca” bir durumdan bahsetmek istiyorum bu hafta.
Yer: Jamaica “Dunn's River Falls” Şelaleleri.
Tam bir doğa harikası. 900 fit yüksekliğinde bir şelale düşünün. Bir ucu dağda başlasın, bir ucu uçsuz bucaksız bir kumsala dökülsün. Etrafını da hayatınızda görmediğiniz kadar uzun ağaçlara sahip tropik bir orman çevirsin. Ve siz, 15’er kişilik gruplar halinde, başınızda yalınayak çekirge gibi seken, arı gibi uçan, kelebek gibi konan Jamaikalı rehberleriniz eşliğinde, el ele tutuşarak o şelaleye tırmanın. Hem de şelalenin dibinde, o anda tanıştığınız ve belki de hayatınız boyunca bir daha görmeyeceğiniz 14 yabancı insanla el ele…
Gerçekten hayatımda yaşadığım en ilginç deneyimlerden biriydi.
Ama daha da ilginç olan, bizim ekipte, önlerde yer alan, ikisi de saçını sıfıra vurdurmuş bir karı-kocaydı. Başlangıçta, arkaları bana dönükken sandım ki, şekil olsun diye saçlarını kazıtmış bir gezgin çift. İşin aslı, kadın bana doğru dönüp de, göğsünün ortasına gazlı bezle yapıştırılmış olan damar açma tüpünü görmemle anaşıldı. Kadın kanserdi. Ne kanseri olduğunu bilmiyorum. Soramadım. Öğrendiğim; yaklaşık 2 yıl önce zor bir kanser türüne yakalandığı, uzun zamandır kemoterapi gördüğüydü. Saçlarının dökülmeye başladığı gün, kocası (Michael) da gidip saçlarını sıfıra vurdurmuştu. Eşine olan sonsuz desteğini ve bağlılığının bir kanıtı olarak.
Ve taa İngiltere’den kalkıp Jamaica’ya gelmişlerdi. Üstelik ilerlemiş olan sinsi hastalığa aldırmadan, bu 900 fit yüksekliğindeki şelaleye tırmanarak, ölüme meydan okumaya gelmişlerdi. Birkaç kişi, boynunun altında bir damar girişi tüpü ve bandaj olan karısının rahatsızlığını soracak oldu adam cesurca cevapladı “biz kanseriz”!
Sonradan öğrendik ki, kanser olan sadece kadınmış ama adam şöyle demiş,
“fark etmez, karım hamile kaldığında da -biz hamileyiz- demiştim hep…
Çünkü hayat iki kişilik dostum!”
Kendimi düşündüm. Kendimi… çevremdekileri. “Eşime/sevgilime çok aşığım” diyerek, yanındakini en ufak bir zorlukta yarı yolda bırakan kadınları/adamları. Sonra da şelalenin altında birbirine sımsıkı sarılan bu çifte baktım. Bir karar verdim… Bir gün, ne olursa olsun, ne halde olursam olayım, elimi tutmaktan korkmayacak bir “cesur yürek”le karşılaşırsam, ben de onun elini hiç bırakmayacağım.
Hiç.
Mesela Jamaica’da bir şelaleye tırmanır mıydınız?
Geçen yaz, çocukluğumdan beri kurduğum bir hayali daha gerçekleştirdim: Jamaica’ya gittim. Tehlikeli, mehlikeli demeden, sıcağa, uzun yola aldırmadan; aileme, “deli misin ne işin var” diyenlere, ekonomik krize, döviz kuruna meydan okuya okuya soluğu Jamaika’da aldım.
İyi ki de gittim. İyi ki de yaptım.
ama bir o kadar da “insanca” bir durumdan bahsetmek istiyorum bu hafta.
Yer: Jamaica “Dunn's River Falls” Şelaleleri.
Tam bir doğa harikası. 900 fit yüksekliğinde bir şelale düşünün. Bir ucu dağda başlasın, bir ucu uçsuz bucaksız bir kumsala dökülsün. Etrafını da hayatınızda görmediğiniz kadar uzun ağaçlara sahip tropik bir orman çevirsin. Ve siz, 15’er kişilik gruplar halinde, başınızda yalınayak çekirge gibi seken, arı gibi uçan, kelebek gibi konan Jamaikalı rehberleriniz eşliğinde, el ele tutuşarak o şelaleye tırmanın. Hem de şelalenin dibinde, o anda tanıştığınız ve belki de hayatınız boyunca bir daha görmeyeceğiniz 14 yabancı insanla el ele…
Gerçekten hayatımda yaşadığım en ilginç deneyimlerden biriydi.
Ama daha da ilginç olan, bizim ekipte, önlerde yer alan, ikisi de saçını sıfıra vurdurmuş bir karı-kocaydı. Başlangıçta, arkaları bana dönükken sandım ki, şekil olsun diye saçlarını kazıtmış bir gezgin çift. İşin aslı, kadın bana doğru dönüp de, göğsünün ortasına gazlı bezle yapıştırılmış olan damar açma tüpünü görmemle anaşıldı. Kadın kanserdi. Ne kanseri olduğunu bilmiyorum. Soramadım. Öğrendiğim; yaklaşık 2 yıl önce zor bir kanser türüne yakalandığı, uzun zamandır kemoterapi gördüğüydü. Saçlarının dökülmeye başladığı gün, kocası (Michael) da gidip saçlarını sıfıra vurdurmuştu. Eşine olan sonsuz desteğini ve bağlılığının bir kanıtı olarak.
Ve taa İngiltere’den kalkıp Jamaica’ya gelmişlerdi. Üstelik ilerlemiş olan sinsi hastalığa aldırmadan, bu 900 fit yüksekliğindeki şelaleye tırmanarak, ölüme meydan okumaya gelmişlerdi. Birkaç kişi, boynunun altında bir damar girişi tüpü ve bandaj olan karısının rahatsızlığını soracak oldu adam cesurca cevapladı “biz kanseriz”!
Sonradan öğrendik ki, kanser olan sadece kadınmış ama adam şöyle demiş,
“fark etmez, karım hamile kaldığında da -biz hamileyiz- demiştim hep…
Çünkü hayat iki kişilik dostum!”
Kendimi düşündüm. Kendimi… çevremdekileri. “Eşime/sevgilime çok aşığım” diyerek, yanındakini en ufak bir zorlukta yarı yolda bırakan kadınları/adamları. Sonra da şelalenin altında birbirine sımsıkı sarılan bu çifte baktım. Bir karar verdim… Bir gün, ne olursa olsun, ne halde olursam olayım, elimi tutmaktan korkmayacak bir “cesur yürek”le karşılaşırsam, ben de onun elini hiç bırakmayacağım.
Hiç.
1 yorum